Bu gadget'ta bir hata oluştu

Ay'ın Karanlık Yüzündekiler.

8 Eylül 2011 Perşembe

Ara/lık.


Kabus egemenliğinin tahtına oturup,
beklemek avucumun damarlarında gezinen geceyi.
Vakit çok erken,vakit çok geç
dikenler saran dilimde, dudaklarına bulaşan ütopik rüyalar,
hiç bir şeyin yaşanmadığı ülkeleri doğurmak,
kabuk tutmuş düş yaraları altında.
geçmiş zamanlı cümlelerin altını çıplak orospularla yakarak,
akıtmak dokunuşun katranını,kaynayarak çözülen ağıtlarına.

İç kelimelerime zincirlemesine sigaralar tutundurup,
su tadında kanamalar yarattı kalp köşemde sonsuzluk.
Tırnaklarımla kazıya kazıya,parça parça çürüterek gün doğumunu,
ölü kokan geceye adadım ben,
şah damarını kestiğim son ruhumu..

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Geceye karşı,sabaha yakın..


Çık gel..
biliyorum zor olacak,
kirpiklerinde taşıdığın ölüler düşecek avuçlarımın içine..
sorgusuz idamlar bükecek ses tellerini,
bıraktığın sessiz çığlıklar içerisinde..
Biliyorum çok zor,
eskisi gibi bakamayan bir gözbebeğini okşamak,
soluk renklerin büründüğü gülüşler yapıştırmak,kanayan dudakların üzerine..

Bak,
Kalbimden kırık,oyuncaklar yaptım bu gece,demirden bileklerine..


Bilirsin,
Özlemlerimden başka bir şey veremem,
ardında bıraktığın izde seksek oynayan kalbim ağlar,
çocuk kalmış düşlerim felç olur parmak uçlarında..
Dansettiğimiz yağmur altları uçurum olur,
düşürür içimizdeki korkuları ölü anne karınlarına..

Çık gel..
Konuşmadan..
Sessizce terkedelim üzerimize yıkılan insanları,
etrafımızda uzun karanlık ağaçlar,
belki bir yağmur başlar,ıslatır aramıza giren yangınları..
İçimizde akan sonsuz sağırlığın bir ucunda
tanıdık bir şarkı çalar,
asla hatırlayamadıklarımızdan bir kelime dizini kopar dudak kıvrımlarından..
konuşuruz istemsizce belki,ses tonunu hatırlarım,
unuttuğum düşlerime oldukça yakındı,
duyarım,
kulaklarıma akan kocaman bir boşluktur şimdi kahkahaların..

Çık gel..
Otururuz,yeşil,demirden bir bankta,
saçlarımızdan kestiğimiz kayıkları yüzdürürüz gözlerimizden akıp giden koyu renkli çayda,
uzun soluklar alıp veririz son sigaralarımızdan,
sade aşklar yaratırız,hiç yaşamadıklarımızdan..
birden bana aldığın dondurmayı düşürürüm belki,
rengarenk bir acı akar dudaklarımın arasından,
sarılırım buzdan kollarına,eriyene dek ağlarım,
kaybolurum geceye dönen beyazlığında..

Çık gel..
Söz veriyorum,
Cebimizde kalan son paradan çiçekler yaparım,hiç alamadıklarımızdan
hoşçakallarına birer şarkı söylerim,
En sevdiklerinden bir film sahnesi akar belki,yüzümüzde donan ayrılıklardan..
Yaşlı,genç,ölü bir çocuk..
Ben seni tüm rollerde sevebilirim..

Gel..
Zihnimi zımparala avuçlarındaki damarlarla,
gidişlerine şakalar biç,
unuttur tüm oyunları,
Hadi gözümü kapattım ben,sayıyorum,
100 olmadan kaç,saklan, yalanlarını sakla tüm doğrularınla..

İnandır beni,ne olur.
Bu krizler nefesimi kesiyor,ruhumun med-cezirlerinden sağ çıkamıyorum,
ayakta duramıyorum artık,bu gömüldüğüm kum fırtınalarında..

Çık gel..
Unuttur bana,ipleri kesik,boynumda iki parmak izi gibi saklanan geçmişi..
korkusuzca gözlerimizi kapar,
yeniden birer yabancı olur,
belki yeniden tanışırız,
düşer dizlerimizi kanatırız,sararmış yapraklara saklanmış çocukluğumuzda..

Hadi çık gel..
kalbimin yaralarına üfle..
hem belki sevebilirsin beni,
en unuttuğun şekilde..

26 Temmuz 2011 Salı

Sarhoş Günce.


İç organlarımı kusarcasına etrafı kanla tırmalıyorum..
Ruhuma bak,
Huzurumu yüklediğim gezegenlerin her biri şimdi birer ölü yıldız,
Ayılamadığım gecelerin bedelini kalbimi keserek ödüyorum
Kurban adıyorum sana her gece,her gece,acılarımı taze tutman için saç tellerimi yakıyorum.
Hazmediyorum kesik tutkularını her gece,her gece bedenimi gömüyorum.
Çığlıklarla boğuyorum damarlarımı,kendime yeni bir mezar kazıyorum...

Bir tane daha bir tane daha bir tane daha..

Ne zaman bitecek suskunluklarımın vücuduma kızgınca vuran tırnakları?
Canım yanıyor,ölüyorum anlıyor musun?
Paranoyalarımı boynuma dolayıp yeni bir cehennem ilan ediyorum benliğime.
Ölü marşları çalıyorum yapayalnız kalmış cenazeme
Alkole bulayarak yakıyorum zihnimi,prematüre kalmış aşkların sudan kafatasını eziyorum..
Yokluğunla sevişiyorum.Ölü orgazmlar eşliğinde selamlıyorum bedenimin üzerinde nefes alan iki parça toprağı..
Yalanlarınla yıkıyorum,yalanlarınla ölü yosunlar dikiyorum içimdeki karanlığa..
Göğüs kafesimden uzanan iki çığlık gibi ayrılıyor tenim parmak uçlarımda,
Yalnız yürüdüğüm yollar eziyor şimdi gözbebeklerimi,
Adımların ensemde bir damga,en kızgın hüznüyle parıldıyor gecenin ortasında,
Ruhumu katledecek bir söz yarat bana,
Damarlarımı patlatacak,tendomlarımı yırtacak ayrılıklar dik hücrelerimin arasına,
nefretinle doğur beni,terkedişlerinle emzir,boş ciğerlerimin orta yerine kus tüm sahte bedenini,
Zehirini arındır etimden,kalp atışlarımdan yeni bir hikaye yaz,
Sen yaz bıraktığın orospuyu,başka göz renklerini düzdüğün ruhunun orta yerinde sürükle tüm acılarımı..
siktir git! bıçağınla yüz sarhoşluğumdan, bedeninin tüm ipuçlarını..
Yağmurlar arasında yak tüm piç kalmış aşklarını ve siktir git!
Topla tüm özsuyunda adının her anlamını!
Sessizliğini kutsa ve diş etlerimden sök parça parça eriyen aşkını,hafızamın delirmiş bataklıklarında..

15 Temmuz 2011 Cuma

Newborn.


Kelebeğin kanatları yanıyor,
İçimde yeni bir yaşam formu,tüm duyularımı ele geçiriyor.
Yalnızca uzaktan çalınan çığlık sesleriyle,
İntihar etmiş halüsinasyonlar akıyor boş gözlerime..
Zorla fethedip iç organlarımı,
zihnimin derinliklerinde ölü lavralar bırakıyor.
Bitmeyecekmiş gibi gelen nefret dalgalarının ortasında,
Ritüel son buluyor..
Kanatlarım,yanıyor..

* Kabuğumdan kurtulup çekerken ölümsüz acıyı damarlarıma,
Sonsuza dek,çarpılıyorum sonsuzluğun içkanamalarına..

14 Temmuz 2011 Perşembe

Zifir.



Kesik nefesler arasında,araf a hapsolmuş insan uğultuları doluyor zihnime.
Neredeyim ben?
Herkes neden bu kadar yabancı hislerimin kimliğine?
Dolunay ayaklarımın yoluna ters düşmüş,çok uzaktayım toprağımın köklerine..

"Ciğerlerime misafir ettiğim her nefeste çürüyor düşüncelerim,
Kalabalığın beynine kurulmuş bekleme salonlarında anons ediliyor kırılgan öpüşlerim.."

Tanrım..Çok yorgunum..

Sesimi duyan var mı?
Gölgelerimi ardımdan toplayacak,acılarımı emzirecek ucuz bir fahişe mi bu bedenimde kilitli kalmış yangın?
Acılarını uzat bana,kendime yeni bir evren kuracağım!
Delik deşik edilmiş masumiyetimi bedenine kanayacağım!

Beni duyuyor musun?

Aynı gökyüzünün altında binlerce ihanet yılı uzaktayız birbirimize,
Nefretini dola belime,
Yalanlarınla ırzıma geç,
Dudaklarımı parçalayarak kandır beni!
Hadi kandır beni!
lanet zihnine bir kılıf geçir,bu gece bendensin,korkusuzca delirebilirsin,korkma ! çok uğraştım de!
Kalbimizde beslediğimiz timsahları kıskandıracak yaşlar dök parçaladığın bedenimin üzerine!
Daha çok kanat beni!
Gözbebeklerimle aldat!

Duyuyor musun.. beni.. duyuyor musun?

Ruhumun sesini söküp ellerine vereceğim.
Bileklerine takılı,yeni doğmuş cesetlerden hayatlar sürüyeceksin,
Bilincimin ardında yaşanan cinayet öykülerini üzerimde denerken ben,
Bu sefer kaçışın yok dilime takılı jiletlerden..

" Adımı hatırlıyor musun? "

İmitasyon aşklara buladığın düşlerini,
Kumda kaybettiğin ayak izlerini bende unutmuşsun,
Ağzından çıkanlar gözeneklerimde uyuyan yeni leşler..
Hadi sen de köklerini döv ruhuma,akbabalarını uyandırıp yedir kalbimi,
Uyandığını sandığın mezbahada!

" Ne zaman canım karışsa acına, yağmurlar kanardı tanrının dudaklarından. "


Söyle
Nasıl?
Nasıl gözlerini açacaksın..
Bir başka retinaya hapsettiğin geçmişinle,sırada bekleyen hangi cesedi kutsayacaksın?
Söyle bana..
Şehirleri,insanları peşinde taşırken,kendini yamadığın yabancı hayatlarda,
Özgür mü kaldığını zannetin damarlarına enjekte ettiğin hoşçakallarla?


Beni duyuyor musun ?

Katlet,yağmala piç kalmış hayallerimi,
Kus ciğerlerinden,soluduğumuz tüm karadelikleri..
Unut sevgilim! azlet hücrelerine sakladığım tüm kederi,
Ne olur hatırla,
Ölümcül bir hastalık gibi hatırla sevgilerimi!

" Adının baş harfiyle yapış boğazıma ve geçmişten sil tüm yaşayacağım günleri! "

Yarım bıraktığın ihaneti temizle ellerimden!
Yarı yolda bıraktığın tüm bedenlerin üzerinden geç!
Nefret et,iğren acılarınla kırdığın kemiklerimden..
Korkma artık!
Sapla şahdamarlarını, yeni kesilmiş, ölü çocuk gülüşlerime..
Uyut beni,
Uyut ki,
Bir kere olsun,farklı bir kabusa uyandır gözlerimi..

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Deli/k


..Yataktan küfür ederek kalktığım günlerden bir diğeri.Dışarısı katran sıcağı,nefesim ciğerlerime yapışıyor..Günaydın.

" Günlük ritüeline merhaba de küçük yalnız "

Yatağa yapışmış vaziyette uyanamamayı diliyorum bugün de.Küçük bir sürüngen gibi toprağımın derinliklerine çekilmiş durumdayım bir haftadır.Telefonumun şarjı üç gündür bitemedi,yemek yiyemiyorum,zaten sigara dumanı ve alkol öğünümün tümüne denk,yanında yalnızca ruhumu yiyip bitiriyorum.Televizyonu kapatmayı bile unutuyorum günlerdir,arada bir sesleniyorum tozla perdelenmiş ekrana,gözlerimin içine baktığını sandığım hiç bir oyuncu bana cevap vermiyor.Gidip biraz daha içiyorum,sonsuz ayıklıkla ölüme sarhoşluk arasında adımlar atıyorum.Duvarlar çevremde dönerken onbeş dakikalık sızmalarımda huzur arıyorum.Litrelerce alkol ve sayısız sigara paketi arasında kendime yeni bir dünya kuruyorum.Unutmak,yalnızca unutmak istiyorum.

" Ne zaman hoşçakal demeyi öğreneceksin?Ne zaman karar vermeyi öğreneceksin? "

Kahrolası yaz geceleri.Mutluluktan ölüyormuş taklidi yapıp kandırıyorum kendimi çivi çakılmışçasına geçmek bilmeyen dakikalarda.Kapı çalıyormuş gibi geliyor sanki saatin her bir tıkırtısında.Boşluğa koşup duruyorum belki bir gelen olur diye,en delirmiş halimle bomboş kapı önlerini selamlıyorum.Dışarda birileri nefes alıyor biliyorum.Kendimi unuttum,insanların beni hatırlamasını beklemiyorum.Aynaya bakıyorum,yansımam.. yansımamı bile göremiyorum.

"Bir insan yansımasını kaybedecek kadar yalnız olabilir mi?"

Bugünlerde sesini duyduğum tek kişi çapraz yolda konuşlanmış büfeci.Yorgun adımlarla kendimi sürüyorum,buzdolabından bir iki kutu bira bir kaç şişe şarap kapıyorum ve o hiç değişmeyen suratın karşısına çıkıyorum.Bana hangi sigaradan istediğimi sorardı hep.Ertesi güne dek duyacağım tek canlı sesinin bu adama ait olması huzurlu bir nefret uyandırırdı içimde.Oysa o bile aynı cevabı duymaktan bıktı,bana artık hangi sigarayı istediğimi sormuyor,duyduğum tek ses toplam ölüm fiyatım.KDV si dahil.

" Şimdi ne olacak? Her şeyi yıkıp yeni baştan mı doğuracaksın kendini.Sen masallardaki anka kuşu değilsin güzelim,ölümlerin bile sınırlı senin. "

Gün geçtikçe,anılarım silikleşiyor.Oysa fil hafızalı olduğumu söylerlerdi hafızam gibi,anılarım gibi,zamanla kalbimde silikleşen tanıdıklarım.Birinden ismimi duymayı özledim sanırım."Kulağıma çalınan dil kalbime oldukça yabancı".Arada yüksek sesle konuşuyorum kim olduğumu unutmamak için,pencereleri açıp güneşin bedenimle sevişmesini sağlıyorum.
Hayatta kalmak zorunda hissediyorum.Siktiğimin yeryüzüne kazık çakmışım gibi hissediyorum.Oysa beni tutan hiçbirşey yok nefes yollarımı tıkamak için.Geçmişten arta kalan son bir umut gibi,içimde titrek nefesiyle soluk almaya çalışan ışık.Yalnızca onun da hayatımda varolmuş diğer düşler gibi sönüp gitmesini bekliyorum.

"Canlandıracak bir nefes yok,yeniden eskiye dönmekten korkuyorum.BEN KORKUYORUM."

Saatlerce aç bırakıyorum bedenimi,acıktıkça kusuyorum.Hiç durmadan birkaç izmarit daha söndürüyorum ruhumun orta yerine.Gözlerim yanıyor.Gece tüm siyahlığıyla odamı işgal ediyor.Sanki suskunluğum beni iyileştirebilecekmiş gibi karanlıkta sessizce oturuyorum.Beynimin içinde yeni şarkılar uyduruyorum.Geçmişte çok sevdiğim hiç bir şarkıya artık tahammül edemiyorum.

Biraz mum yakıyorum bazen.Yatağımın ucuna kıvrılıp sarhoşluğumdan nefret ediyorum.
Uyumak istiyorum,gözlerim rüyalarımda kilitlenmiş,uyuyamıyorum.

Su üstünde çırpınan küçük bir balık gibi ağlama krizlerine tutuluyorum sonra.Çarşaflar arasında kanarken buluyorum kendimi.
Sık sık acı çekiyorum.Küfür ediyorum,tırnaklarımla bedenime geçirdiğim her bir günün tarihini kazıyorum.

"İşte gene oluyor." "Hala pes etmemekte ısrarcı mısın?"

Biliyor musunuz,her gece ölü ziyaretleri yapılıyor camdan kalbime.Sessizce gelip gözlerimin içine bakıyorlar.Ruhumun derinliklerine işlemiş sözler fısıldıyorlar tenimin her bir zerresine.Lanetlenmiş çürük çiçekler sunuyorum hepsine ve yalvarıyorum,bir gece gelmesinler,bir gece daha beni öldürmesinler diye..

7 Temmuz 2011 Perşembe

Ölü Aşklar Seramonisi.


Merhaba Joe.

Derince tuttuğum bir nefesi sonsuza dek bırakmış gibiyim ciğerlerimden.Anne karnından zorla çıkarılmış ölü bir bebek gibiyim,ciğerlerim yeni bir nefesi kabul etmiyor.Hayata devam etmek bu kadar zor oluyor muydu?Bana bundan hiç bahsetmemiştin.Bana herşeyin yoluna gireceğini söylemiştin Joe..Oysa herşey daha boktan bir hal almaya başladı.Ben kendimde değilim.Ben,ben değilim artık Joe.Ne olur eskisi gibi bana her şey yoluna girecek de.Buna ihtiyacım var.Kalbimdeki mezarlıkları uzayın derinliklerine yolla,sil geçmişimi Joe.Sil.Yardım et bana,yoksa kaybolacağım evrenimin kara deliklerinde..


Yalan yok,artık yalanlar yok Joe,artık insanlar yok,sen ve ben varız,bitti artık,bu son,anlatacağım ve her şey bitecek,almak zorunda olduğum bir nefes,gözyaşı için biriktirdiğim izler,hissetmek zorunda olduğum çocukça hislerim olmayacak.Ruhum ölüyor Joe,ruhum evrenimin vadilerini terkediyor.Son kez tut elimden ve beni dinle,zor olacak,ama bitecek biliyorum.Korkma,ben yeterince korkuyorum zaten,güçlü olan sen ol bu sefer,sen ol Joe..

Gitti.Tüm yalanlarıyla beraber gitti.Başka kalp damarlarına açıldı,bana hiç bir zaman dönmem dediği yollara koştu tekrar..Yüzüme çarpa çarpa,canımı yaka yaka gitti.Başka bir ruhun ismini sayıklayarak,nefesimi düğümleyerek gitti Joe.Oysa benim kaldırımlarıma benim için basıyordu ayakları,bir gece önce ruhuma sarılan parmakları,zehir kusarak öldürdü beni.Sustum Joe,konuşamadım.Benliğimden arta kalanları toparladım ve yola çıktım Joe.İstenmediğim bir evrende nefes alamazdım artık.Gitmek zorundaydım.Rotasız yürüyordum başka vücutların kaldırımlarında.İnsanlar konuşuyorlar,bakıyorlar,birşeyler diyordu Joe.Kulaklarım duymuyor,gözlerim görmüyordu.Bedenim otomatik kumandalı boktan bir oyuncak gibiydi.Kandırılmış,yenilmiş,gene,gene yenilgiyle ayrılmıştım ruhumun kurduğu küçük oyundan."Neden?" sorusunu soracak gücüm bile yoktu Joe.Ne zaman karar verilmişti katlime? Kimdi,ruhumu sokan bu yılan,yüzü tanıdıktı biraz ama ben tanıyamıyordum,söylesene kimdi bu adam Joe?


Oysa vaktimiz az,düşlerimiz kocamandı.Biliyordum gideceğini,Dudaklarına bulaşan parfümümü tenimle beraber tükürürken de biliyordum,parmaklarımı kavrayan avucun bıraktığı izler de,son bakışının ardında lekelenen gözlerim de biliyordu.Başka bir kadının acısıyla gideceğini biliyordum,sözcüklerimi doğrayan sesini duyabiliyordum terkedişinde..Oysa öylesine tatlı bir uyuşturucuydu ki kalbime doğru akan,onun yerine seviyordum kendimi.Zihnimin köşesini dolduramıyordum artık yokluğuyla,biliyor musun,dokunuşlarımız bile %50 riskmiş,bir kez tutturduğun hissin bir ikincisini garantileyemiyormuşsun Joe..


Yalanlardan kurulu bir düşe yenik düştüm.Siktiğimin bilinçaltına yenik düşüp kendimi kaybettim,boğuldum onun asla tutamayacağı sözlerinde.Gene yaptım,gene düştüm kurtuldum sandığım cehennem çukuruna.Bu sefer hiç düşünmeden gözlerimi kapatıp attım kendimi taze uçurum kokusundan.Yer çok sertti,bu sefer çok sertti Joe.Ruhum paramparça dağılırken gökyüzünün derinliklerine,ölümle tanıştım.Saçlarımdan kavrayan ellerini öptüm,sözlerimi kurban ettim,acılarımın bitişi için kalbimdeki pis kanı tanrıya tükürdüm..


Biliyor musun,inanamıyorum,kendimi kandırmak istiyorum Joe.Tüm doğruları lügatımdan silip onun yanlışlarını doğrum yapmak istiyorum,kucağında kıvrılıp bana yalnızca masal anlatmasını istiyorum.Hep aynı masalı anlatsın.Sonunu hep "Her şey çok güzel olacak" diye bitirsin.Masal bittiğinde beraber düşelim cennet bahçesinden toprak ananın acımasız kollarına..

Şimdi çırılçıplak ruhumla uçarcasına dansetmek istiyorum yağan yağmurun altında,söylesene,acı veren insanlar mı değerlidir hep insanın ruhunda?Her gerçek bu kadar can yakar mı Joe?Söylesene,neden giderken söylenen kelimeler bu kadar yakar kalp damarlarını?Daha kolay bir yolu yok mu bunun,lütfen,lütfen bul,ruhumu aleve vermeden kurtar kendini benden Joe..


Başka bir kadını kazıyarak gittiği ruhuma ne kadar uzaklaştığımı bilemiyorum,her yeni güne biraz daha terkedilmiş uyanıyorum.. Bende kalmamalısın Joe,gitmelisin.Ben senin tanıdığın kadın değilim artık.. Ruhum felç geçirmiş - ay ışığı üzerinde asılı kaldı,kimsenin dönüp bakmadığı bir cesedim var şimdi,dudaklarım yarı öpülmüş,saçlarım savruk,ruhum kırık,"Kalbim Camdan",boynuma geçmiş başka hayatların bedeliyle gidiyorum buralardan.Sen de terket beni Joe,bana sözler vermeden,yalanlar söylemeden,beni gerçekten seviyorken terket beni,bana aşıkken terket beni Joe.Yabancı aşklar gelip yapışmadan kalbinin karasına,sen de terket beni..

22 Haziran 2011 Çarşamba

Stardust.


Yağmur altında kalmış iki ruhtuk.İki ruhtuk biz,yeryüzüne düşmüş,atılmış,içlerindeki cam kırıklarını kanatarak yasak elma içinde sunan.Yalnız ve ıslak a ş k l a r ı n altında,kuytuda beliren iki küçük mantar parçası.Zehirliydik,yalnızca iki ruhun birleşmesinden oluşan bir panzehirdik seninle.Toprak,köklerimizi sımsıkı bedenine tutmuş,biz dilimizin ucundan ağaç kökleri kusuyorduk birlikte..
Yağmur yağıyordu.
El ele tutuşup danseden iki uzay boşluğuyduk seninle.Acılarımız Saturn'un buzdan halkalarında eriyip giderken biz ölü yıldızlar doğuruyorduk kainatin bedeninde.
Işık yılı uzaklığındaydı gözlerim gözbebeklerinin içinde.Soğuğun içinde bükülmüş kanımı doyuruyordum bedeninin derinliklerinde.
Gözlerin gülüyordu.
Parmaklarının ucunda kıvrılmış minik kelebek kanatları gibiydi artık yalnızlığım.Uçarcasına kanat çırpıyordu camdan bileklerin.Kalp damarlarım gözyaşı dolarken,içimde büyüttüğüm kara deliklerden akıyordu kırılgan renklerin.
Birbiri içinde renk bulmuş iki kayıp ruhtuk biz.
Ve sen,içinde kaybolduğum en güzel gezegendin..
Sonsuza dek,toprağın bedenine düşmüş ilk kanın bedelini ödeyecektik,bize uzak takım yıldızlarının yangına tutulmuş avuç içlerinde..
Yağmalanmış ruhumuzu temizleyecek damlalardı işte o gün bedeninden akan..
Ve yeni bir uydusu vardı artık etrafımızda dönen, konuştuğumuz suskunlukların..
Biz birbiri içinde kaybolmuş iki krater parçasıydık,üzerine basılamayacak kadar zehirliydi hislerimiz.Dokunarak yarattık kendimizi.Bakışlarından bir dünya yarattık.Sonsuz hayaller vadisinde koştuk sonra seninle..Arkamıza bakmadan.Korkusuzca.Çünkü tüm çıkmaz sokaklar birbirimizin damar yollarına açılıyordu artık..

4 Haziran 2011 Cumartesi

Venus


Oturuyorduk,bahçemizin kuytu kucağında.Burası hep ıslaktır dedin,Hiç Güneş almıyor.Ben ağız dolusu melankolinin içinde yüzerken,ellerimin titremesi yansıyordu gözlerinin şeffaf duvarlarına.
O an ikimizi de öldürmek istedim.Acıdan kurtaracak,sonsuz huzuru kesiklerimizin boğduğu bileklerimize takacakmış gibi.Manyak gibi gülmek sonra kollarına tutunurken,küçük bir gamze kıvrımının içinde uzanırken dünyayı yeniden keşfetmek alyuvarlarında.Görünüşümüzü keşfetmek,bedenimi senle tanımak,saçlarımı makas darbelerine mahkum kılıp,kıyafetlerimi parçalamak istedim.
Korkularımın getirdiği paranoyalardan elbise dikmek istedim üzerime.Hem bence hastalıklı düşüncelerimden birer saç modeli geliştirmeliyim ikimize de.Saçmalıklarımdan gözlükler,siyah olacak -toz pembe görecek kadar aptal olamadık henüz-,düşlerimizden kamyon ayakkabılar.Sen serindin ben ılık.Orta yolu bulabilmeyi henüz başarabilmiştik.
Sarıldım gözeneklerine.
Taze uçurum kokunu hücrelerime çektim.
Kirpiklerimi örttüm dudaklarının üzerine.
Sen gülümsedin,ben nefesimi tuttum.
Ben çocuklaştım,sen kanatlandın.
Seviyordum.
Seviyordun.
Göz bebeklerimizi ağacımızın dallarına ödünç bırakıp hayallerimizin ülkelerine yuvarlanıverdik,koyu kahve gecelerin arasından..
Çıplak seslerin yankılandığı,kırmızı ruj bulaşmış yatak çarşafları kıvrımlarında..

24 Mayıs 2011 Salı

Pyramid Song


...Deri montumun kokusu üzerimden fışkırıyordu.Sarı sıcağın ortasında yapayalnız kalıvermiştim.Yol ilerliyordu,ayaklarım da öyle.Oysa ben,içimde birşeylere takılıp takılıp düşüyordum.İnsanlar ilerliyor,gözlerim acıyordu.Yüzüme baktıklarını hissediyordum ama,kafamı kaldıracak gücü ayaklarıma vermiştim artık.Çok geçti.Gözlerim ağırlaşıp,üstüme başıma yapışıyordu.Ayaklarım yürüyor,benliğim olduğu yerde duruyordu.Gözlerim ağırdı..Gözledim acıdı..Gözlerim bulutlandı.Yalnızdım.

Eve girdim.Yalnızdım.Soyundum.
Açtım.Ruhum acıktı.Ruhum zaten açtı.
Buzdolabından dünden kalan makarnayı çıkarttım.İçim yanıyordu,içim acıyordu.Çıplaktım.
Gözyaşlarım makarna tenceresini boyuyordu.İçim sıcak,makarna soğuktu.Ağladım.Bağıra bağıra ağladım.Canım acıyana kadar ağladım.Yağmurlarım içimi doldurana kadar,sen beni terkedene kadar ağladım.Midem bulanıyordu.Sanki acın gelmiş,içime kıvrılmış,tüm güzelliğiyle sessizce uyuyordu.Sessizce uyuyordun sanki derinliklerimde bir yerde.Uyandırmaya korkarak son gücümle pencerenin kenarına kıvrıldım.Uyumak istiyordum.Midem bulanıyordu.Dışarıdan binlerce hayatın gürültüsü kulaklarıma akıyordu,hiç birinde sesini duyamıyordum.Kendimi paketlenmiş küçük bir kutu gibi hissediyordum.Konuşmam,hissetmem yasak."Nolur ağlamak serbest olsun".Ölüyordum.İçim ölüyordu,kimse beni duymuyordu.Sen duy istedim.Kollarıma sardım kendimi..
Midem bulanıyordu,bu sefer uyuyordum..

21 Nisan 2011 Perşembe

Welcome to the Horror Show.


Welcome to the horror show!

Bugün mönümüzde başlangıç ve ara sıcaklar olarak göz yaşı ve biraz kan tükürüğü sunuyoruz! Ana yemekte geçmişimizin ölü bedenleri var - belki biraz fazla kızarmış ama,çok seversiniz bilirim! Tatlı olarak sonsuza dek nefret alır mıydınız? Bence alırsınız.Bence kendinize - bile bile - zaten hep bunu aldınız..

"Krizsel anlarla başa çıkamıyorum artık,doktor. Saçmalıyorsun."

Sevdiğim şeylerin yüzlerini parçalamak zaman alıyor.Bilirsin,eskiden olsa ağlar,bağırır,belki açar bir küfür sallar,huzurumun en sıcak bölgesinde beyin uyuşturucu bir kulaç atardım.Sakinleştiricileri özlediğim günler yaklaşıyor..Tek istediğim bir shotgun.Sonra her şey bitecek,kıpkırmızı bir sayfa dolusu insan alyuvarı - ve belki de cesede bürünmüş zarfım.Oysa bu kadar kolay olmamalıydı bu kadar sona koşarak,hatta gülerek - ah tanrım - gelmek.Artık gülüyorum.

"-Artık işler farklı." - " Kes sesini! Siktiğimin hayatında farklı olan bir bok yok!"

Bir şey yapmamayı tercih eder oldum yalnızca hücrelerimin son sez isyan ettiğini hissediyorum.Bu beni korkutmuyor değil.Binlerce alışık olmadığım şeyden biri.Doktor olabileceğini söylemişti, gözlerime dolan kişiler bütünü - Binlerce sakinlik krizlerimden biri gibi.Kendimi parçaladığım anlarda bu kadar sert görünebildiğimi bilmezdim,özellikle içime bir çok cam kırığı batmışken..Çıkış yollarını tıkadığım bir tünelde yalnızca eski bir çocuk şarkısıyım.Ve senin korktuklarından bir palyaço maskesi.Tünelde ışık yok! Biliyor musun? O ışık hiç bir zaman da olmadı zaten! Sen korkma diye yalan söyledim ben! Ta ki korkularının ışık değil ben olduğunu anlayana kadar.Çok mu korkunç göründüm göz bebeklerine? Alışırsın bebeğim.Biraz kriz,yalnızca biraz kriz.

" Sakin olmak zorundasınız." - "Değilim,hiç bir manyaklığınıza dahil olmak,normal ve sakin olmak,bu sikik ilaçları yutmak,uyuşturucu ve alkol kullanmayıp - kendimi öldürmeye çalışmaktan uzak tutmak, bu boktan yalanların hiç birine dahil olmak zorunda değilim!Hadi adamım,anlaşabiliriz.Yalnızca son bir sürüş daha ve bom!"

Sadece koşuyorum şimdi.Acelem yok.Hiç bir zaman olmadı. Daha çok başım dönüyor,daha çok midem bulanıyor.Geç gelen geceyi üzerime örtemediğim zamanlardaki gibi.Daha çok nefret ediyorum.Sen bilmiyorsun. Sen kaçıyorsun, ben koşuyorum. Ben biliyorum,sen susuyorsun.Sen kimsin,artık onu da bilmiyorum.Yalnızca beynimin kıvrımlarına dolduruyorum artık düşüncelerimi.Kağıtlar,kalemler tehlikeli.Damarlarımı açıp kullanmak için birer araç hepsi.Hem aynanın karşısında kendini dövmek istedin mi hiç?Ben istedim.Yaptım da. Silüetim parlak yansımalara yapışıncaya kadar vurdum kendime ama ölemedim.Ölümüm traji-komik biraz masalsı,gerizekalı ergen karıların intihar mektupları gibi olsun istiyorum.Sen aynılaşmaktan nefret ederdin.Ben farklılaşmanın eşiğinde dansedip yere düşmeye başladıktan sonra binlerce saniyelik zaman dilimine ayrıldım.

"Bayan, lütfen sakin olun!"

Siktir git be! Belki bir yerlerde hala bir shotgun ın bana ihtiyacı var.Bir dövmecinin kafama dövme yapmasına,bir kuaförün saçlarımı kazımasına.Birilerinin benim sokakta çırılçıplak koşmama ihtiyacı var.Lanet olası kıçımı göstermeye ihtiyacım var belki.İçimden atmaya ihtiyacım var.İçimde çözülmeye.Çözülmeye,3 yaşındaki bir çocuğun ayakkabı bağı olmaya ihtiyacım var.Anlamıyorsun değil mi? Ne zaman kendinden çok görebildin ki beni?

- Sakinleştiricilerin verdiği yapay huzur havuzlarındayım..


Şimdi yüzüne konan bu sikindirik gülümsemeden kurtul ve tamamen kendin ol.Buna ihtiyacın var.Kaslarının çözülmeye,nikotinin ve ne kadar zehirli maddenin bedeninde dolaşmasına,biraz yaşayan ölü intiharına ihtiyacın var.Durduğum yerden koşarak ayağa kalkacağım biliyorum.Tuvalete koşacağım sonra.Başım klozetin kenarlarına çarpa çarpa seni kusacağım sonra.Kusacağım seni.Boğazımdan tüm uyuşukluğun,kanın,kibirin,terkedişin,nefretin akana kadar..

Kusacağım sanırım..Midem bulanıyor..

"Birileri bişeyleri çağırsın şimdi.. Bir 911 im yok ki,içimden kendimi çıkaracak.."

The End.


15 Nisan 2011 Cuma

One More Cup Of Coffee.

Hayatımın zihnime kayıtsız anlarını topluyordum gecenin bir vakti.
Parmaklarımı yakan sigaranın izmariti yüzüme dalgınlığımı vurmakta gecikmemişti halbuki.Duvarda asılı, yorgun sesini yalnızlığıma konuk eden saat bana zamanın 4:00 olduğunu,artık sonu gelmeyen kabuslarımın arasına gömülmem gerektiğini söylüyordu.
Karmakarışık bir yığın haline gelmiş sözcüklerimi yutuyordum ve sindiremeyeceğim gerçeklerin boğazıma yükselmesini engelleyemiyordum artık.
Sen de yoktun,öylesine belli belirsiz bir geçiş yapmıştın ki dünyama,kalmayan izin bağlamıştı küçük elleriyle ruhunu zihnime.Sanki sen uyursan uyuyabilirmişim gibi duyamayacağım nefes seslerini dinliyordum geceden.Sanki görebilecekmişim gibi gözlerimi dikiyordum gökyüzüne,belki sen de benimle aynı yıldıza oturmuş,ayakların sallandırıyordun yeryüzüne..
Özlemekten nefesimi devrediyordum sana,sanki sen nefes alırsan ben iyileşebilirmişim gibi..Bob Dylan söylüyordu eskilerden.Oda karanlığa,dudaklarım dumana boğuluyordu.Çok içmemiştim yemin ederim.Yeni kesilen bir ruhun derin sızısını sonradan çekiyordum yalnızca.Nefes alamıyordum.Sen yokken canım yanıyordu.Bak işte,şimdi olduğu gibi,sözcüklerim gibi böylece yarım kalıyordum..

27 Mart 2011 Pazar

Zehir.



Kırmızı elmalar hediye ettim bugün zihnimin Pamuk Prensesine..

25 Mart 2011 Cuma

İçses.

Bazen her şeye yeniden başlayacak gibi hissedersin,

ama öylesine bi kısır döngüye kaptırmışsındır ki kendini.. Bir türlü yolunu bulamazsın işte..

Bana yardım et,yolumu bulmaya ihtiyacım var..

16 Mart 2011 Çarşamba

Ana - for.


Şimdi sen bir yabancı gibi ait olurken başka hayatlara "içindekilerle" ,

Ben tuzu fazla kaçmış gözyaşlarımın bedelini ödemeye çalışıyorum "dışımdakilerle"

14 Mart 2011 Pazartesi

Bazen mucizelere inanıyorum..


Oturuyorduk biz, üç kişi , üç kişinin düşüncelerinin sığmayacağı küçük bir masada.
Biri susuyordu.
Diğeri susanın sessizliğine gömülüyordu.
Bense hiç ulaşamayacağım düşüncelerimi renklendiriyordum küçük bir kağıt parçasına.
Birileri bir şeyler çalıyordu, bir şeyler söylüyordu..
birimiz susuyor
birimiz dinliyor
birimiz çiziyorduk.
Işıklar çevremizde azalıp çoğalıyor, insanlar etrafımızdan akıp gidiyordu..
birimiz sevdiğinin dumanını ciğerlerine çekerken
bir diğerimiz kalbinin boşluğuna basıyordu boya kalemlerini..

O karşıdan,göremediğim bir yerlerden çıkıp yaklaştı bana.. sonra, " Pardon? " dedi, " Rahatsız etmek istemedim, bizim tüm aile sanatçıdır,müzisyendir,çizerdir.. hem çocuk merakı vardır bende, bakabilir miyim? "

Ben güldüm. Yoldan gelip geçen herhangi bir adamdı. Geldi oturdu. Baktı, bir şeylere benzetti çizdiklerimi.Oysa onun gördüğü hiçbirşey dökülmemişti kağıt üzerine.
Anlattı,konuştu,güldü.
Nereden gelmişti? Nereye gidiyordu?
Biz susuştuk.
Biz güldük.
Ama ağlayarak güldük.O görmedi..
İçini çekti ve dedi ki,

" Hayat bir rüya, öldüğünde de o rüyan son buluyor - gerçeğe uyanıyorsun.. "

".. hiçbirşeye üzülmeye değmez.. "

o kalktı gitti.
Bizse ardından uyandığımızı düşündüğümüz rüyaya geri döndük..
Oturuyorduk biz, üç kişi , üç kişinin düşüncelerinin sığmayacağı küçük bir masada.
Biri susuyordu.
Diğeri susanın sessizliğine gömülüyordu.
bense artık mucizelere inanıyordum..

10 Mart 2011 Perşembe

Kardanada.


Kar yağıyor,

Ben hiç bilmediğim,hiç tanımadığım bir hayalin silüetini taşıyorum..

Kar yağıyor,

birileri benim gözlerimden yaşarken dünyayı,
benliğim birileri için can veriyor..

Kar yağıyor,

Dünya gözlerimde bekaretini bozuyor..
bembeyaz kan gölünün ortasında sana boğuluyorum..

Kar yağıyor,

düşüncelerim aynı hızla yokoluyor,
çocukluğum gibi,her şey eskimiş fotoğraflarda kalıyor..

Kar yağıyor,

hiçliğe dahi ulaşamıyorum,
elimi sana uzatsam,sen görmeden yokolacak biliyorum..

Kar yağıyor,

Ben yağıyorum,sen çoğalıyorsun,ben azalıyorum,sen doluyorsun..

Kar yağıyor,

ben uyumak istiyorum,karların arasında kıpkırmızı bir uykuya yatmak istiyorum..

Kar yağıyor,

hayalimde donan kırılgan yüzün parçalanıyor,toplayamıyorum..

Kar yağıyor,

üzerimi örten karanlığa doğru adım atıyorum,
tünelin ucunda ışık yok!

Kar yağıyor,

sesin dağılıyor boşluğumda,
ben uyuyorum..

Kar yağmış,

Ben uyuyorum..

26 Şubat 2011 Cumartesi

Işık.


Uzun,upuzun zamanlardan sonra,

karanlığın ucunda -kendisi de karanlık- bir ışık görmüştüm.

O çok güzeldi,farklıydı,belki aynı dili aynı ışıkla çözmüyorduk, belki o çok dağınıktı ama dağınıklığını sevmiştim zaten -gözümün içine girmesini hiç bir zaman istememiştim.
Tutmaya da çalışmadım yolumun üzerinde, bıraktım kaysın aksın kendi tünelinin derinliklerinde,biliyordum onun karanlığı yalnızca kendini aydınlatırdı ve asla tam olarak bana yetemeyecekti ışığı -istemezdi zaten tekilliğine doyasıya bağlanmıştı,bilemiyorum belki de korkuları vardı, belki o da benim gibi yorulmuştu yolunu kör karanlığa verip el yordamıyla hayatına tutunmaktan.Oysa ben onu hiç hapsetmek istemedim duvarlara, duvarlarıma, yollara, etten ve kemikten bir yığın olan artık pek bir şey hissedemeyen vücuduma.
Ortak bir yalnızlığın içinde,birbirimizi aydınlatabileceğimiz ortak bir ışık olacağına inandığım an, -bilmediğim bir nedenle, engelleyemediğim bir düşünceyle-

Işık söndü..

16 Şubat 2011 Çarşamba

Some.

" Sen bana değil, kendine üzülüyorsun! " diye bağırdı kadın.

Annesi durdu,boş gözlerle kızını süzdü

" İlaçlarını al ve uyu. " dedi.


Masal da burada bitti.

24 Ocak 2011 Pazartesi

Yol'dan çıkanlara..


Bir gece daha topuklarının ardından silinip giderken,ruhunun kara kutusunu açtı kadın.Tüm aşırılığıyla duruyordu hisleri şimdi.Ellerinden akan zaman,yüzüne oluşturduğu çizgilerle beraber aşınıyordu gözbebeklerine.
Gözleri acıyordu,uykusuzluktan,uykudan,iç denizinin dalgalanıp sürekli taşmasından.
Hoşçakalları sevmezdi,gene hoşçakal diyemedi zaten,yapamadı kadın - gene peşi sıra taktı tüm geçmişini.
Bir kaç orospuya verdi güzel anılarını,bir tanesinin yüksek topuklu kırmızı pabuçlarından sigarasının külüne dek uzandığını gördü hayallerinin.Bir tanesinin dağılmış makyajına sakladığı masumiyeti gördü,bir diğerinin uzun tırnaklı yaralı avuçlarına dağılan mutluluğunu gördü.Yürümeye devam etti kadın,ardında bırakarak,
gölgeleri,ölü bedenleri,ölü aşkları,yüzleri,darbeleri beraberinde sürükleyerek.
Söylenmemiş sözlerle,bedenini alıp sürükledi kendinden çok uzağa.
Bir gün bulunursa,kimliği bulunmasın,adı söylenmesin diye sustu kendine kadın.
Sadece saçlarını dağıttı bileklerine,kamçıladı,daha uzaklara sürdü hayatını.
Ardında bir kaç orospu,bir kaç anı,biraz aşk ve adı çoktan yitirilmiş bir iki isim bıraktı.Sonra..sonra işte,her hikaye gibi - her hikayenin sonu gibi,konulmamış her nokta her virgül gibi,
Yokluğunda kayboldu kadın,
Bir geceyi daha silerken topuklarının ardından,kalbinin derinliğine bulaştı karası,kayboldu..

10 Ocak 2011 Pazartesi

Ağ.


Ruhum gözlerimi boyamış.

gözlerim kör olmuş.

ruhum göremeyen gözlerimin ardında kaybolmuş.

Üzgünüm..

Ay Günlüğünden Alıntılar.


Geçmişten Gelenler.

Bu gadget'ta bir hata oluştu