Bu gadget'ta bir hata oluştu

Ay'ın Karanlık Yüzündekiler.

17 Ekim 2012 Çarşamba

Forgotten Hopes

Dokunduğun her şeyi öldürmesen, bu kadar sevmezdim seni.
ve Sonbahar a benzemesen.
hem
çürük çiçekler aklıma takılıyor seni gördükçe, çamura boğulmuş havuzlar,
karanlığa yağan bir yağmur gibi.
diyorum ya,bu kadar boğulmasan sevmezdim seni.
Yokluğunun tozlu izleri zihni işgal ederken
ne zordur,
sessizliğinde yüzmek bu deli gezegenin
tırpanlarında ölü düşler bilemek..
bekleyişlerine yeni hüzünler yazmak.
Bu denli gri olmasan sevmezdim seni.
Siyah a bulanmış bir parça çocukluk
ve karmakarışık bir valizin ardında sürüklediği geçmiş.
Taşınan ruhlar artık çok uzakta
bekleyenlere ne yazık.
Ne yazık, toprağa doğurduğumuz buzdan aşklarımızı çürüten geçmişlere.
ayaklarımıza dolanan,bir türlü geçmeyen o katran izlerine 
ne yazık.
Diyorum ya, 
simsiyah bir ateşin, küllenmeyen alevi gibi
bu kadar yanmasan sevmezdim seni.

10 Ekim 2012 Çarşamba

Acılar.

Bazen yolun tam yarısında
Dizlerim bükülüyor, zihnim gözlerimden akıyor.

Bazen, nefes alamayacak gibi,
bazen, küçücük bir kalbin, kırılmış bir parçası
yalnızlığın tam ucunda.

3 Ağustos 2012 Cuma

There is no hope.

Bu sıcakta oturup kendime sarmaktan başka yapacak bir şeyim yok. Ne acı. boktan bir döngünün içine girmiş durumdayım ve bu acınası durumu gördüğüm halde kendimi bu bataklıktan çıkarmak için hiç bir halt yapamıyorum. Hiç bir zaman kimsenin beni anlamadığını düşünmedim. Genelde anlatamadım çünkü. Ya onlar sormadılar, ya ben sustum. Bazen çok içimden gelecek oldu, dayanamadığım, herkesin içinde yok olacakmış gibi hissettiğim anlar oldu, anlatacak oldum, onların gözleri ilgisizce boşluğu tararken, dilimin ucuna gelen kelimeleri yutup sustum. Bundandır, yalnızca yazarım, çünkü hiç bir kelimenin benden bir çıkarı yok, onlar sadık sessiz şekillendiricileri bu hasta zihnimin.


İnsanların kafalarının içinde dönen uğultuları dinledim istemsizce, bazen konuşmayı unuttum, yavaş yavaş vahşileşen iç sesime uydum. Bir parçam kırılganlıktan öldü, diğer parçam kendini ormanın efendisi sanıyor şimdi. Omzumda taşıdığım bu yaşam o kadar ağır gelmeye başladı ki, anlatmayıp susmaya kurban verdiğim o kadar çok şey var ki, yavaş yavaş tüm bilincimin derimi yüzdüğünü hissediyorum artık. Yapabilseydim, Çocukluğumu silerdim zamanın tozlu köşelerinden. Bunu yapabilsem belki her şey kolay olurdu, belki tek derdim para,yeni kıyafetler ya da yeni çıkan makyaj malzemelerinin ne kadar pahalı olduğu hakkında yakınmak olurdu. Değiştiremedim bir geçmişim, yürümek zorunda olduğum belirsiz bir yol ve kafamda susturamadığım bir ton sesle beraber nefes alıyorum şimdi. Kendime olan güvenimle beraber yitirdiğim bir ton hissin arasında kalbimde yer alan o kocaman boşluğa doğru iniyorum. Değişmeyen tüm gerçekliklerle adıyorum bu yazıyı da. Karşılıksız kalmış,kalan ve kalacak tüm sevgilerime, insanların gözü dönmüş bedensel ve zihinsel sömürülerine, dünyanın artık sorgulama gereği duymadığım boktan adalet sistemine ve tanımadığım ama orada bir yerde olduğunu bildiğim 9 yaşındaki o küçük kıza.


Umarım,umarım sen benden güçlü çıkarsın,kimsenin sana dokunmasına izin vermez,vahşileşmezsin. Umarım 9 yaşında küçük bir kadın olarak yaşamına devam etmek zorunda kalmaz, sana zarar vermemeleri için daha fazla bedenini kimsenin bakmak istemeyeceği bir şekile sokmazsın.Unutma,tanımasam bile seni olduğun gibi seviyorum ben,insanların sana ne diyecekleri umurunda olmasın lütfen,kendini sev,kendini "Gerçekten" sev,babanın nereye gittiği önemli değil önemli olan ayaklarının üzerinde ne kadar sağlam durabildiğin unutma. Kimsenin seni kullanmasına izin verme küçük kız, bu çok acılı bir yol olacak,insanların iğrençliğini göreceksin,onlardan kaçma,onlara karşı durmayı öğren,kırılgan taraflarını bir kere görürlerse seni kırmak için ellerinden geleni yapacaklardır. Kendini yalnızca kendine sakla, o zavallılara kendini kanıtlamak zorunda değilsin.Aşık olacaksın bazen,terk edilmelere alış şimdiden,en yakınındakiler bile yapacak bunu. hem zaten içindeki boşluğu ancak seni gerçekten seven biriyle doldurabilirsin,sevilmediğini anladığın yerde durmamayı öğren. Eğer bir gün bir karşılık görürsen sevdiğinden, lütfen korkma sevmekten,bunu söylemekten,dokunmaktan,beklemekten. Güçlü olmayı öğren, katılaşmadan, umudunu yitirmeden, korkmadan,aklını yitirmeden.


Umarım yaşadıklarımı yaşamazsın. Umarım ailen sana inanır ve bir gün bu boktan yazıyı sende yazmak zorunda kalmazsın. Umarım bana dönüşmezsin, adını bile bilmediğim küçük kız. Zaman biraz iz bıraksa da, tüm acıları flulaştırıyor yavaş yavaş inan bana.


Bir gün hiç kimse seni sevmez olursa,beni tanımasanda ben seni seviyor olacağım.
Sen yeter ki ayakta kal, yeter ki aynaya baktığında gördüğünden nefret etme,sen yeter ki bana dönüşme..


hoşçakal.

31 Mart 2012 Cumartesi

Bad Hair Day.


Aynanın karşısında dikilip dağılmış saçlarımı kesiyorum.Çıplaklığımı örtecek son parçamdı bu.Gözlerimin altı yanardağ ağızları gibi kızarıp köpürürken sakin kalmam ne derece mümkün? Her yeni aşk yeni bir korku,yeni endişeler,yeni nefessizlikler getirip bıraktı kucağıma.Artık dayanmak güç.Boğuluyorum.Göğsümün orta yerinde açılan koca bir kara delik var artık.Tüm dünyayı yutarken o, ben bir su damlasını bile yutacak işlevimi kaybediyorum.Son bir gayretle gülümsemeye çalışıp aksime " Her şey düzelecek " diyorum, " Her şey geçecek.. " Metal makasın ucundan akıp giden yıllarım parça parça yerlerde,lavabonun kenarlarına takılmış son düşüşlerini izlerken, gözlerim son körlüğünü yaşıyor.Çok uzundu bir zamanlar onlar da,çok uzun çekilen acı gecelerinin kokusunu taşırdı,şimdi omuzlarım öyle bir yanıyor ki,ne kokularına dayanabiliyorum ne de geçmişin boynumda dolanmasına..


Her an yeni bir geçmiş yaratıyor kalbimin karasında.

29 Ocak 2012 Pazar

Kuzgun Yuvası / sağa sola karalanmış notlar bütünü.




Her gece aynı sessizliğe uyanıyor gözlerim. Hiç değişmeyen, aynılığın tüm tadını koyu gri taş renklerine bulaştırmış, dışı kocaman içi küçücük bu mezarlığa uyanıyorum gene. Kalbim felcini çözebilseydi eğer kurtulabilmek için bir şansı da olurdu. Biliyordum artık, ölü şanslar ruletinde tüm kurşunlar bilinçaltımı sıvamıştı aklımın duvarlarına ve her gece aynı toprağa basan ayaklarım yolunu ezberlemiş, çürük çiçeklerim ve bileklerimle ölü kokan bu yere ait tek gerçeğimdi aklımın bu virane, bu iki acı bir çocuk telaşı duvarları. Kül yağıyordu gökyüzünün gözbebeklerinden ve ben tırnaklarımı toprağın kalbine daldırıp, mezarlığımın daimi misafirlerini göğsüme bastırıyordum teker teker.

Ruhumun dizginlenemez küçük bir ritüeliydi artık iç ölülerimle sevişme kabiliyetim. Göz yangınımı durduramıyordum iç denizimin plastikleşmiş kumsallarını aşıp. Küllere doymuş bedenlerimi gözyaşlarımla emziriyordum, yetmiyordu. Ben kanattıkça onlar daha çok kırılıyorlardı avuçlarımın içerisinde..

Kalbim, savunmasız arsızım, üzerini örttüğün cesetlerine taze mezarlar biçmekten, ruhunun gözlerini, geçmişinin akbabalarına yedirmekten vazgeç. Vazgeç ki, yeni nefesler alıp verebil ölümlü ciğerlerine.

Sen de iyi bilirsin ki, geçmişinin ölüleri yalnızca senin etinden beslenebilecek birer leş yiyicidir artık..

Ay Günlüğünden Alıntılar.


Geçmişten Gelenler.

Bu gadget'ta bir hata oluştu