Bu gadget'ta bir hata oluştu

Ay'ın Karanlık Yüzündekiler.

29 Mart 2017 Çarşamba

Today's Song.

.

20 Mart 2017 Pazartesi

Okyanusun altında nefes almak gibi.

Hiç kimseye, hiçbir şeye ve hiçbir yere ait olamama ve ait görememe ne zor ve aslında ne kolay. Aidiyet duygusu çok aydınlıkmış içinden çıktığımda anlamıştım yıllar önce. Şimdiyse yalnızca süzülüyorum. Hani ağır çekim düşerken hissettiğin saçmasapan bi his vardır ya.
Kötüdür ama huzur verir.
Ondan.

.

19 Mart 2017 Pazar

Circle.

Gece olduğu zaman, tüm karakterimi çıkarıp bir köşeye asıyorum. Gerçek benliğimi giyiniyorum sonra, sanki bu çok doğal birşeymiş gibi. Yıpranmış, dikişleri patlamış ama rahat hissettiriyor. Rahatsızlığın rahat hissettirdiği can yakıcı bir alışkanlık gibi. Her gündüz, kimliğimi yakan bir parmak izi gibi kaplıyor ruhumun dip köşelerini. Halbuki alışmam gerekirdi, ama alışmaktan çok uzaktayım şimdi. Oysa, bir yerlere ait olamayan, gittiği her yeri evi yapmaya çalışan, ama asla bunu başaramayan her yürüyen et gibi bunu kabullenmiş olmam gerekirdi.
Aynı çemberin üzerinden 27 yıldır geçiyorum, asla kapanmayacağını, tamamlanmayacağını bile bile.
Arıyorum, ama artık ne aradığımı bile bilmiyorum.


.

20 Şubat 2017 Pazartesi

What's wrong with me?

Bu soruyu kendime uzun yıllardır düzenli olarak soruyorum esasen. Neden böyleyim? Neden diğer insanlar gibi hayatıma "normal" problemlerle devam edemiyorum? Neden bitmek tükenmek bilmeyen sinir problemlerim var?
Hayatımda olup biten, karşılaştığım her şeyi yarınlar yokmuşcasına ciddiye almakla ünlüyüm. Sürekli beynime takılıp sağa sola çekiştiren olayları büyütüp kocaman simsiyah bir balon haline getirip gittiğim her yere taşıyorum. Yapabildiğim en iyi şey buymuş gibi.

Dönüp aynada kendime baktığımda, biraz rahatlayamadığım sürece bu böyle devam edecek diyorum. "Let it go" diyorum. Diğerleri gibi hayatı ciddiye alma bu kadar. Hiçbir şey senden önemli değil. Siktir git, bok önemli değil. Sürekli kendimi ikna etmeye çalışıyorum sanki buna ihtiyacım var gibi. Fikirler zihne bir kere yapıştı mı, dünya yansa değiştiremezsin. Malum, her şey kişinin kendi zihninde olup bitiyor. Kendine açtığın savaşı kazanma düşüncesi ne kadar gerçekçi olabilir ki?

İnsanlarla "insani" diyalog sürdürmek gün geçtikçe zor olmaya başladı. Çok konuşup hiç bir şey anlatmamaya aynen devam. Bırak insanlar seni salak zannetsin. Kendiliğinden gelişen, doğal bir insansavar gibi hissediyorum kendimi, bunu başaramadığım zamanlarsa iflah olmaz bir yaban gibi davranıyorum.
Kendimi göstermek istemiyorum. Dışarıdan hep öyle görünse de hiç bir zaman da bunu sevmedim. Belki bir iki denemişliğim olabilir, daha sonrasında yaşadığım uzun uzadıya pişmanlıklar zincirleme hata yapmamı sağladı yalnızca. Çok göz önünde bulunmak daha fazla saklayabilirmiş beni gibi hissetmiştim sadece. YANLIŞ HAMLELER. Yalnız yaşadığımız pişmanlıklar bir çamur gibi şekillendiriyor zihnimizi. Benim zihnim kendi içerisinde hala akışkan olsa da, dışarıya açılamayacak kadar taşlaştı artık. 950 tane ayrı karakterim var. Seç beğen al, kişiye özel. Maalesef tek bir defoya sahipler. Genel olarak insanları sevmiyorlar.

Hissettiğim öfke elle tutulabilir, koklanabilir, dokunulabilir düzeyde. Artık neye öfkeliyim onu da bilmiyorum. Yaşadığım her an, çevreme dokunduğum her an genişleyebilir hale dönüşüyorlar sadece. Uzak duruyorum, yakın görünsem de, her gün biraz daha uzaklaşıyorum çevremden. Eskisi gibi gülüyorum, konuşuyorum, eğleniyorum -ya da öyle mi görünüyorum?- sadece kafamın üzerinde dönen bir öfke bulutuyla zihinsel açıdan uzaklaşmaya devam ediyorum. Belki de hayatlarına dokunduğum insanlar için en iyisi budur. Ellerini bırakmadığım bir iki kişi var, dahası da olmasın, eksik kalsın.

Ay Günlüğünden Alıntılar.


Geçmişten Gelenler.

Bu gadget'ta bir hata oluştu